xxx

HYPERION'dan


Fakat sen göklerin güneşi, sen ışıklarını daha saçıyorsun!
Daha sen yeşeriyorsun kutlu toprak! Nehirler hep şırıldayarak
denizlere dökülüyor, gölgeli ağaçlar öğlenleri hep
fısıldaşıyorlar. Baharın sevinç şarkısı bir ninni gibi fani
düşüncelerimi uyutuyor. Her yanında hayat fışkıran dünyanın
bolluğu içinde, yoksul varlığım besinini bulup doyuyor ve
kendinden geçiyor.

Ey mutlu tabiat! Güzelliğin karşısında gözlerimi kaldırdığım
zaman, bana ne oluyor bilemem, yalnız önünde akıttığım şu
gözyaşlarında bütün bir cennetin zevki var, sevgililerin en
başında gelen sevgili!

Hayatın nazlı dalgacığı göğsümde dolaştığı zaman bütün
varlığım susuyor ve inliyor. Çoğu zaman, gözlerim göğün ya da
o kutsal denizin sonsuz maviliklerinde, kendimden geçtiğim
vakit, ruhuma eş bir ruh sanki bana kollarını uzatıyormuş da
ben kimsesizlik acısından sıyrılarak tanrısal bir hayata
doğuyormuşum sanırım.

Her şeyle bir olabilmek, budur tanrıların hayatı ve insaların
saadeti.

Canlı olan her şeyle bir olabilmek, haz içinde kendini unutarak
tabiat dünyasında yeniden doğmak, işte sevinçlerin ve
fikirlerin en yükseği; gün ortasının, ağır sıcaklığını
kaybettiği, gök gürültüsünün sessizleştiği ve kabaran denizlerin
başak tarlaları gibi dalgalandığı ebedi sükun yeri, kutsal ziire.

Canlı olan her şeyle bir olabilmek! Bu sözle fazilet, kin güden
öfkeyi; insan aklı, hükümdarlık asasını bir tarafa bırakır;
uğraşan sanatkarların kaideleri Urania'nın önünde hiç olduğu
gibi, her zaman birleşik dünyanın manzarası karşısında da
bütün düşünceler dağılır ve o şaşmaz kader, hükmü yürütmez olur;
varlıkların birliği önünde ölüm ortadan kalkar ve ayrılmazlıkla,
ebedi gençlikle dünya mutlanır ve güzelleşir.


Friedrich Hölderlin

xxx